Kos Adası’na ilk kez 2000’lerin başında gitmiştim. Turgutreis’ten hareketli feribotla günübirlik gerçekleştirdiğimiz bu ziyaret bende pek bir iz bırakmamıştı. Hatta dürüst olmam gerekirse o geziden en güçlü hatırladığım, çok keyif almadığım ve sıkıldığım hissiyatıydı. O yüzden aklımda bu adaya tekrar bir ziyaret yapma fikri açıkçası pek yoktu.
Hal böyleyken, son dönemde Kos’un oldukça geliştiği ve güzelleştiğine ilişkin duyumlar almam ve bu doğrultuda yaptığım araştırmalarımın da bunu desteklemesi üzerine, hazır Bodrum’a da gelmişken bu yaz bu adaya bir şans daha vermek istedim. Ve ikinci kez günübirlik bir ziyareti 15 Ağustos 2024 tarihinde ailemle birlikte gerçekleştirdim.
İşte bu yazımda, bu günübirlik ziyaretimden cebime koyduğum öğretiler ile Kos merkezdeki deneyimlerimi sizlerle paylaşıyor olacağım.
Kos’tan cebime koyduğum üç öğreti:
Hipokrat ve Kos Adası
Öncelikle benim için adaya dair ilk yeni bilgi; Hipokrat’ın Kos’lu olduğunu öğrenmek oldu. Daha önce herhalde “bavul gibi” gezdiğimden olsa gerek bu önemli detayın farkına varamamışım. Modern tıbbın babası olarak bildiğimiz Hipokrat, M.Ö. 460 yıllarında Bodrum’a 30 dakika mesafedeki Kos Adası’nda doğmuş.

Tıbbı, mistik inançlardan arındırarak bilimsel bir disiplin haline getirmiş olan Hipokrat, Kos’ta ilk tıp okulunu da kurmuş. Zamanının en önemli tıp merkezlerinden biri haline gelmiş olan bu okulda Hipokrat öğrencilerine tıbbın temellerini öğretmiş.
Bugün bildiğiniz üzere, Hipokrat yemini sembolik olarak tıp öğrencilerinin mezuniyetinde hala kullanılıyor.
Hipokrat yemini demişken aklıma 2024 Haziran ayında okuduğum bir haber geldi. Buyurun haberin içeriği;
“Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde dün düzenlenen mezuniyet töreninde, “Hipokrat Yemini” ne sansür uygulandı. Öğrencilerin mesleğe başlamadan önce okuduğu, “Hekimlik Andı” olarak bilinen “Hipokrat Yemini” nin hastanın cinsel yönelimi bölümü sansürlendi.”
Ne tuhaf değil mi? MÖ 400’lü yıllardaki bakış ile MS 2024’teki bakış…
Artık yorumu Hipokrat’a ve sizlere bırakıyorum 🙂
Osmanlı İzleri ve Kültürel Etkileşimler
Adaya dair edindiğim ikinci öğreti, Osmanlı’nın izlerini 100 yılı aşkın bir zaman sonra dahi Kos’ta güçlü biçimde hissetmek oldu.
1523 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı egemenliğine girmiş olan Kos, yaklaşık dört yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli bir parçası olmuş. Bu dönemden kalan mimari yapılar, camiler, hamamlar ve çeşmeler, Kos’un geçmişindeki Osmanlı etkisini gözler önüne seriyor. Sokakların arasında gezerken tarihin bıraktığı izleri görebiliyorsunuz, kokuları soluyabiliyorsunuz.

Yine Osmanlı dönemi etkisi ile iç içe geçmiş kültürlerin zenginliği adada tüm canlılığı ile yaşamaya devam ediyor.
Herhangi bir bilgi sahibi olmadan sıcaktan kaçmak ve biraz nefeslenmek için gezimiz sırasında gözümüze hoş görünen üç farklı mekânda yemek ve kahve molası verdik.
Bu tamamen tesadüf eseri ziyaret ettiğimiz restoran ve kafelerde çalışan Türk kökenli Yunanlılar veya Türkiye’de yaşamış sonradan adaya yerleşmiş Ermenilerle karşılaşmak, Kos’un kültürel çeşitliliğini birinci elden deneyimlemek adına önemli bulduğum bir detay oldu.
Bu arada merak edenleriniz olursa, bugün güncel rakamlara göre Kos’ta yaklaşık 3.000 Türk kökenli Yunan vatandaşı yaşıyor.
Korunmuş Doğal Güzellikler
Kos’a ilişkin cebime koyduğum üçüncü öğreti, aslında bugüne kadar gezdiğim tüm Yunan adalarında gözlemlediğim bir gerçeğin teyidi oldu. Diğer Yunan adaları gibi Kos adasının da doğal güzelliklerine sahip çıkma konusunda oldukça bilinçli hareket ettiğini gördüm.
Bodrum’dan 30 dakika mesafede olan Kos’u tabii öncelikli olarak Bodrum’la mukayese ettim. Bodrum’da yaşanan aşırı yapılaşma ve çevre tahribatı hepimizin malumu.
Genel olarak hem tarihi zenginlikleri hem de doğal güzellikleriyle tanınan iki önemli turizm ülkesi olan Yunanistan ve Türkiye arasındaki bu yaklaşım farkının arkasındaki sebepleri anlamaya çalıştığımda hem gördüklerim hem de araştırmalarımdan çıkardıklarım;
- Yunanistan’da özellikle turizmin temel gelir kaynağı olduğu birçok adada, çevre koruma politikaları daha sıkı uygulanıyor. Yunan adalarında yapılaşma genellikle daha sınırlı tutuluyor ve doğanın korunmasına yönelik önlemler alınıyor. Avrupa Birliği üyesi olarak, Yunanistan çevre koruma konusunda AB standartlarına uymak zorunda. Bu da doğal alanların korunmasına yönelik daha sıkı yasal düzenlemeleri beraberinde getiriyor.
- Türkiye’de ise, bazı bölgelerinde doğa koruma bilinci yüksek olsa da Bodrum gibi turizmin yoğun olduğu yerlerde bazen kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna doğal alanların feda edilmesi sonucu yapılaşma ve çevre tahribatı oldukça yaygın. Türkiye’de özellikle son yıllarda hızla artan turizm yatırımları ve büyük şehirlerden kıyı şehirlerine göç, kıyı bölgelerinde yoğun yapılaşmayı beraberinde getiriyor. Bu da bazı bölgelerde doğal alanların tahrip olmasına neden oluyor.
Aslında Türkiye’nin doğal güzelliklerini korumak için de çeşitli projeler ve yasal düzenlemeler mevcut. Sorun bu yasaların hayata geçirilmemesi.
Sonuç; sahillerimizi binalarla doldurmaya devam.
Buyurun; havaalanından başlayarak tüm Bodrum’da reklamı yapılan ve milyon eurolara satışa sunulan Bodrum Bitez’de bir projenin 2004 Ağustos ayında denizden çektiğim fotoğrafı.

Ülkemizde Hipokrat’ın yeminini sansürleyen zihniyet ile bu yapılaşmalara izin veren zihniyet maalesef aynı. Bu tür yapılaşmalara izin verenler hiç şüphe yok ki ülkemizin geleceğini karartmaya devam ediyorlar.
Cebime koyduğum üç öğretiyi paylaştıktan sonra belki hızlıca ikinci kez bu adaya gittiğime değdi mi onun da cevabını vererek devam etmem yerinde olur.
Ada gerçekten daha önceki ziyaretimle mukayese kabul etmeyecek oranda olumlu izler bıraktı bende. Bu etkiyi daha da olumlu kılmak için kendi deneyimimden hareketle bazı önerilerimi paylaşmak isterim.
İdeal Ziyaret Dönemi ve Süresi
Öncelikle Kos’a gelme amacınıza göre, zamanlamayı iyi belirlemenizi öneririm. Bizim amacımız deniz-güneş sefası ya da vize giriş çıkışı yapmak yerine Kos’u keşfetmek, ileride daha uzun kalmaya deyip değmeyeceğini anlamak ve vaktimiz kalırsa da denize girmekti. Ağustos ayının bunaltıcı sıcakları, ana hedefimiz olan adayı keşfetme sürecini zorlaştırdı.
Bu nedenle eğer siz de Kos’u keşfetmek için bir ziyaret düşünürseniz, en uygun dönemler Mayıs, Haziran ya da Eylül, Ekim ayları olur gibi görünüyor. Bu aylarda hava daha ılıman olacağından adayı daha rahat ve keyifle gezebilirsiniz.
Tabii amacınız deniz ve güneşlenme ağırlıklı bir tatil ise Temmuz ve Ağustos ideal aylar olabilir.
Hangi tarihi tercih ederseniz edin, mutlaka müzelerin hangi günler kapalı olduğuna ya da bir dini bayrama denk gelip gelmediğinize dikkat edin. Ben genellikle ziyaret ettiğim şehirlerde buna dikkat ederim, bu sefer bir dini bayramı kaçırdım. 14-16 Ağustos meğer Meryem Ana Panayırı isimli dini bayram olurmuş. O nedenle 15 Ağustos’a denk gelince gezimiz, gitmek istediğimiz bazı restoran ve dükkanlar kapalıydı, gidemedik. Yeni yerler keşfettik böylece belki ama görmek istediğimiz yerlerin kapı duvar oluşu da en azından başlangıçta bir hayal kırıklığı yaşatmadı değil 🙁
Yine amacınız adayı keşfetmekse, önerim araç kiralayarak ve iki ya da üç günlük bir zaman ayırarak tüm adayı köyleri, kıyıları ve hem tarihi hem de doğal güzellikleri ile tam anlamıyla deneyimlemeniz olur. Biz günübirlik ziyaretimiz sırasında kısıtlı süremiz olduğu için yalnızca Kos merkezi deneyimleme şansı bulabildik.
Tabii bu vakti ayırmak için de belki Bodrum ve civarında en azından iki haftanın üzerinde kalmış olmak ve biraz sıkılmaya başlamak gerekir diye düşünüyorum. Yoksa kişisel görüşüm Bodrum’dan vakit çalarak Kos’a 2-3 gün ayırmak çok doğru bir tercih olmayabilir.
Gemi & Feribot Seçimi
Yine Kos’a giderken önemli tercihlerden biri de seçeceğiniz gemi şirketi ile ilgili. Özellikle de günübirlik bir ziyaret planlıyorsanız, her saatiniz daha da kıymetli olacağı için, gemi şirketini dikkatlice seçmek kritik olabilir. Yanlış bir gemi şirketiyle yapılan yolculuk, tüm gezinin tadını kaçırabiliyor -tecrübeyle sabit.
Bizim aracı kurumumuzun yönlendirmesi ile tercih ettiğimiz “Tilos Travel” bizi hemen hemen standart feribot ile aynı fiyata bulunduğumuz yerden alıp gemiye transfer etmeyi taahhüt etti. İlk bakışta gayet iyi görünen bu tercihimiz üst üste yaşadığımız, senede bir ya da iki kere olduğu iddia edilen aksaklıklar sebebi ile yorucu ve yıpratıcı bir deneyime dönüştü. Önce sabah transferimizi unuttular, aramamız üzerine yaklaşık yarım saat gecikmeyle ve katamaran’ı kaçırma riski ile limana yetiştirildik. Akşam dönüşte Kos’tan 17:00’de kalkması gereken katamaran yine senede bir ya da iki kez olan arıza nedeniyle 19:00 civarlarında kalktı ve sıcağın altında iki saat bekletildik. Bodrum’a geldik, burada da yaklaşık bir saat bekletildikten sonra artık eve gidelim yaşasın dedik ama… Artık daha fazla uzatmayacağım. 7 saatlik gezimiz için yarım saatlik mesafedeki Kos’a 7 saatlik yolculuk ile gidip geldik 🙁 Siz konuyu anladınız, gitmeden doğru seyahat şirketini bulun lütfen, aman benim deneyimlediğim olmasın 🙂
Bütün bu aksiliklere rağmen, Kos’un merkezi, tarih ve kültür açısından oldukça zengin bir bölge ve gezilmeye değer. Biz bir sonraki sefer daha ılıman tarihlerde biraz daha uzun kalmalı bir seyahati gündemimize aldık.
Şimdi gelin artık günübirlik gezimiz sırasında Kos’un merkezinde ziyaret ettiğimiz yerlere bir göz atalım.
Kos’un merkezine yolculuk…
Öncelikle seyahat başlangıç noktamız Bodrum Kalesindeki limandan oldu. Yaklaşık 45 dakikalık pasaport kuyruğunda beklemenin ardından katamarana bindik. Seyahat yaklaşık 30 dakika sürüyor. Kos’da da pasaport kuyruğunda çok beklemeden adaya giriş yaptık.
Limandan kısa bir yürüyüş sonrası Kos merkeze geldik. Daha önce de belirttiğim gibi sıcak, insanın beynini kaynattığı için şehrin merkezinde “I love you Kos” yazısının karşısında, kaleye çok yakın bir kafede bir şeyler yemek içmek için ilk molamızı verdik.

Kafe’nin sahibinin adı Ali. Kendisinin Türk kökenli bir Yunanlı olduğunu öğrendik. Akıcı bir Türkçe ile sohbetimizi yaptık. Bizim oğlan çikolatalı, meyveli bir kruvasan söyledi. Hayatımda ben böyle bir kruvasan görmedim. Adeta tam ekmek büyüklüğünde 🙂 Anlayacağınız bizde porsiyon ve tabaklar küçülürken Yunanistan’da genel olarak porsiyonlar gayet büyük.
I love you Kos’un hemen önünden geçen mini trene binip merkezdeki önemli yerleri ziyaret edebiliyorsunuz. Biz saatlerini tutturamadığımız ve yürüyerek gezmeyi tercih ettiğimiz için binmedik. Anladığımız kadarıyla sabah belli bir saate kadar binilmesi gerekiyor. Aşırı sıcaklarda kullanılabilir, ama dediğim gibi biz bu seyahatimizde tercih etmedik.

Kos merkezde genel olarak gezilecek yerler aynı alanda kümelenmiş durumda ve aralardaki mesafeler birbirine oldukça yakın. “I love you Kos”dan 3-4 dakika yürüme mesafesinde üç önemli noktaya ulaşıyorsunuz.
Solumuzda Kos Kalesi kalacak şekilde yürümeye başlıyoruz.

Çok kısa bir süre sonra, merdivenleri çıkar çıkmaz, bizi ilk olarak Hipokrat’ın heykeli ve biraz ilerisindeki Hipokrat Ağacı tüm heybetiyle karşılıyor.
Hipokrat Ağacı
“Hipokrat Ağacı” olarak bilinen bu özel ağaç, antik tıbbın kökenlerine ışık tutan önemli bir simge. Hipokrat Ağacı hem tarih hem de doğanın birleştiği etkileyici bir mekân olarak, ziyaretçilerini derin bir tarih yolculuğuna çıkarıyor.

Efsaneye göre, bu devasa ağacın altında Hipokrat öğrencilerine ders vermiş ve hastalarını tedavi etmiş. Ağacın yaşı ile mukayesesi yapıldığında bu efsane pek gerçekçi olmasa da dolaşırken hissettiğiniz tarih kokusu, adanın derin tıbbi geçmişinden izler taşıyor.
Hipokrat Ağacı, kalın gövdesi ve geniş dallarıyla oldukça etkileyici bir görünüme sahip. Dalları, bol yeşil yaprakları ve köklü geçmişi, ona yalnızca görsel bir güzellik katmakla kalmıyor, aynı zamanda tarih severler için büyüleyici bir deneyim sunuyor.
Hipokrat ağacını ziyaret etmek, huzurlu bir ortamda dinlenmek için de ideal bir yer, hele aşırı sıcak bir havada. Ağacın etrafındaki alan, ziyaretçilerin dinlenebileceği ve düşüncelere dalabileceği bir ortam sunuyor. Varsa kuracak hayalleriniz burada oturup, hayallerinizi kurabilirsiniz 🙂 Ayrıca ağacın oradaki çeşmeden su içerek serinleyebilirsiniz.
Tabii bu tarihsel zenginliği turistik bir gelire dönüştürmeden olmaz. Mekânda hediyelik eşya satan dükkânda farklı dillerde çevrilmiş Hipokrat yeminleri satılıyor. Tabii biz de üç euro verip Türkçe yeminimizi almadan ayrılmıyoruz.

Hipokrat ağacının dibinde yine Kos’un önemli tarihi eserlerinden biri olan Cezayirli Hasan Paşa Cami yer alıyor.
Cezayirli Hasan Paşa Camii
Cezayirli Gazi Hasan Paşa kim diye merak ettim açıkçası tanıdığım bir şahsiyet değildi. Paşamız, III. Selim saltanatında 1789-1790 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış asker kökenli bir devlet adamıymış. Ayrıca Osmanlı donanmasının modernizasyonuna ve güçlenmesine büyük katkıda bulunmuş.

Hipokrat Ağacı’nın hemen yanında bulunan, Gazi Hasan Paşa Camii 1786 yılında adanın Osmanlı Valisi olarak görev yapan bu paşamız tarafından yaptırılmış.
2017 yılındaki deprem sırasında bayağı hasar görmüş bu camide yaklaşık 7 yıldır anlamlı bir restorasyon çalışması yapılmaması ilginç geldi. Gerçekten cami oldukça bakımsız gözüküyor.
Burada, cami girişindeki tabelada, Hasan Paşa ziyaretçilerinden geldiklerinde ruhuna bir Fatiha okumasını rica etmiş. Biz de bu ricasını yerine getirip duamızı okuduk. Allah kabul etsin.
Kos Kalesi (Neratzia Kalesi)
Cami ziyaretimizin ardından, birkaç metre uzaktaki Kos Kalesi’ne doğru yöneldik. Cami ile kale arasında uzanan, ağaçlarla çevrili, deniz ve kalenin dış alanını gördüğünüz bu tarihi köprüyü adımlayarak kaleye doğru yürümek gerçekten çok keyifli oldu.

Kos Kalesi, 15. yüzyılda Şövalyeler tarafından inşa edilmiş. Bu kale ile Şövalyeler, adanın stratejik konumundan faydalanarak hem denizden hem de karadan gelebilecek saldırılara karşı bir savunma hattı oluşturmak istemişler. Bu kale, Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinden sonra da önemli bir askeri üs olarak kullanılmış.
“Güzel, hadi bi gezelim bu kaleyi” derken, köprünün sonundaki ihtişamlı kapının kapalı olduğunu gördük. Ve bizi hayal kırıklığına uğratan o yazı; “restorasyon çalışmalarından dolayı kale bir süre kapalı olacaktır”.

Maalesef kalenin içini gezemedik, o yüzden yalnızca dışarıdan gördüğümüz haliyle yetinmek durumunda kaldık. Artık darısı ileride gezeceklerin başına.

Merkezdeki üç kritik noktayı gezdikten sonra, çok yakın mesafedeki Eleftherias Meydanı’na (Özgürlük Meydanı) geçiyoruz.
Kos Adası, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir yer olarak biliniyor. Bu adada her köşede tarihin izlerine rastlamak mümkün, ancak Eleftherias Meydanı belki de bu izlerin en yoğun yaşandığı yerlerin başında geliyor.
Kos şehir merkezinin kalbinde yer alan bu meydan, tarihi ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra kafelerinde soluklanıp kahve keyfi yapmak isteyeceğiniz bir yer olarak da öne çıkıyor.
Şimdi bu meydanda yer alan iki önemli mekâna tarihsel ve kültürel açıdan bir bakalım.
Defterdar Camii
Eleftherias Meydanı’nın önemli simgelerinden biri haline gelmiş olan Defterdar Camii Osmanlı döneminden kalma bir eser. 1725 yılında inşa edilmiş olan camii, bugün hala ayakta ama 2017 depremi ile o da Cezayirli Hasan Paşa Camii’ne benzer şekilde ciddi bir hasar görmüş durumda. Her iki caminin de yedi yıldır restore edilmemiş olması ise düşündürücü. Bu önemli eserleri bir an önce restore edip eski hallerine getirmek için belki bizim ilgili bakanlıklarımız konuya ilişkin bir adım atabilir.

Meydandaki önemli ikinci durağımız;
Arkeoloji Müzesi
Antik dönemlerden günümüze kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu ada, zengin bir tarihi mirasa sahip. Bu mirasın önemli eserlerini bir arada görebileceğiniz yerlerden biri de Eleftherias Meydanı’nda yer alan “Kos Arkeoloji Müzesi”.

Bu müze, adanın geçmişine ışık tutan, binlerce yıllık eseri bünyesinde barındıran ve ziyaretçilerini adanın tarihi yolculuğuna çıkaran bir hazine niteliğinde. Açıkçası Yunanistan ziyaretlerimde Yunanlıların genel olarak kendi tarihlerine sahip çıkma konusunda Batı Avrupalılardan ziyade biraz bize benzediklerini düşünüyordum. Bu müzeyi gezince ne yalan söyleyeyim görüşlerimde bir miktar da olsa farklılaşma oldu. Bu müzeyi baştan sona çok iyi organize etmişler, gerçekten takdir ettim. Hatta birlikte resim bile çektirdim 🙂

Kos Arkeoloji Müzesi, 1936 yılında İtalyan yönetimi döneminde inşa edilmiş. İtalya’nın Kos üzerindeki yönetimi sırasında, arkeolojik kazılar hız kazanmış ve bu kazılar sonucunda birçok önemli eser gün yüzüne çıkarılmış. Müze, adanın bu zengin arkeolojik mirasını sergilemek amacıyla kurulmuş ve zamanla genişlemiş. Bugün, müze koleksiyonları Neolitik dönemden Roma dönemine kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsıyor ve müzede heykellerden, ev eşyalarına, testilere, mozaiklere kadar birçok eser sergileniyor.

Arkeoloji müzesini gezdikten sonra Eleftherias Meydanının bağlantı sokaklarında bulunan dükkanlara bir göz atıyoruz.

Birçok hediyelik eşya satan dükkanların yanı sıra el sanatlarına yönelik keyifli ürünlerin yer aldığı mağazaları da bu meydana yakın sokaklarda bulabiliyorsunuz.

Yunanistan’ın genelinde olduğu üzere Kos’ta da arıcılık ve zeytincilik öne çıkan tarımsal faaliyetler. Bu nedenle hediyelik eşya dükkanlarında da Kos balı ve zeytinyağı öne çıkan hediyelikler arasında ilk sırada yer alıyor.

Kos’un sokaklarında gezindikten sonra, biraz da açık alandaki arkeoloji kalıntılarını gezmek için yola koyuluyoruz. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra, sıcaktan bayılıp, bir şeyler içmek için bir durak ararken, önünde çeşitli baklavaların olduğu “Varouz” isimli bir Ermeni kafesi gözümüze çarpıyor. Hemen baklavaların tadına bakmak üzere oturuyoruz.

Türkçe konuştuğumuzu duyunca dükkân sahibi Varouz Bey yanımıza gelip baklavalarının ne kadar özel olduğunu bize anlatmaya başlıyor, ilk tadımı yaptırıyor. Siparişlerimizi verdikten sonra bu kadar güzel Türkçeyi nasıl konuştuğunu sorduğumuzda yedi yıl öncesine kadar Türkiye’de Büyükada’da yaşadığını daha sonra Bodrum’a göç ettiklerini fakat burada sıkıntı yaşadıklarından dolayı Kos’a yerleştiklerini ve burada mutlu olduklarını anlatıyor. Bu sohbetimizde enfes baklavaların da anneannesinin eseri olduğunu öğreniyoruz. Varouz Bey anneannesinden öğrendiği baklava lezzetini Kos’a taşımış.
Baklavalarımızı yiyip, kahvelerimizi höpürdettikten sonra günübirlik ziyaretimizin son durağı Antik dönemden kalma açık hava müzeleri oluyor.
Antik Agaro / Roman Odeon
Kos’taki Antik Agora ve Roman Odeon gibi tarihi yerler, ziyaretçilerine geçmişle bugünü birleştiren benzersiz deneyimler sunuyor.
Antik Agora: Bir zamanlar Kos’ta ticaretin ve sosyal yaşamın merkezi olan Antik Agora’da yürürken, her taş, binlerce yıllık bir hikâye anlatıyor.
Roman Odeon: Mükemmel akustiği ve antik atmosferiyle Roman Odeon küçük ama etkileyici bir tiyatro.
Bizim Ömer, kalıntılar içinde geçmişin derinliklerine bakıyor 🙂

Artık tarih ve kültüre biraz ara verelim deyip, limana doğru yeme içme yerlerinin olduğu bölgeye doğru ilerliyoruz. Elimizde tavsiye edilen restoranların listesi mevcut, inceleyip birini tercih edeceğiz ancak buraya vardığımızda bir de ne görelim? Restoranların hepsi kapalı. Siesta zamanı mı ne oluyor derken “Meryem Ana Panayırı” nedeniyle restoranların kapalı olduğunu öğreniyoruz.
Hayalimiz Yorgo Balık Restoranı’na gitmekti ama ne yazık ki Meryem Ana buna izin vermedi 🙂

Kaderimize razı olup biz de onun yerine, hemen karşısındaki Sofra isimli restoranı tercih ediyoruz. Listemizde olmayan bu restoranı tripadvisor’dan hemen kontrol ediyoruz, değerlendirmeler gayet iyi gözüküyor. Klasik Yunan yemekleri sunan bu restoranda güzelce karnımızı doyuruyoruz. Yemekler averajın üzerinde ama açıkçası Selanik’te, Thassos’ta bundan iyilerini de yemiştik.
Bilin bakalım bu restoranın sahibi kimmiş? Tabii ki Türk kökenli bir Yunan, restoranda herkes Türkçe konuşuyor. Şaka gibi 🙂 Rastgele durduğumuz her noktada Türkiye veya Türkler ile ilgili hikayeler dinlemek gerçekten enteresan oluyor.
Yemeğimizi bitirdikten sonra az bir zamanımız kalıyor. Son olarak, aile üyelerinden bazıları kısa bir deniz deneyimi yaşamak istediklerini söyleyince restoranların biraz ilerisinde bulunan Lambi Beach’de bu deneyimi gerçekleştiriyoruz. Lambi’nin biraz ilerisinde yine popüler olan Jackson’s Beach ve onun da biraz ilerisinde bulunan Mylos Beach’i maalesef zaman kısıtımız nedeniyle bir sonraki ziyaretimize bırakıyoruz.
Yüzme faslını da tamamladıktan sonra, artık memlekete dönüş zamanı. Başta da belirttiğim üzere dönüş yolculuğumuz kötü bir seyahat şirketi seçmemiz nedeniyle çok ızdıraplı oldu. Yine de günün geneline baktığımızda keyifli bir seyahat yapıp, cebimizi yeni öğreti ve keşiflerle doldurduk.
Son Cümle;
Kos Adası, zengin tarihi, büyüleyici kültürel dokusu ve doğal güzellikleriyle her gezginin kalbinde iz bırakacak bir destinasyon. Antik çağlardan günümüze uzanan bu büyüleyici yolculukta, Hipokrates’in izlerini takip ederken, Roma döneminin ihtişamını keşfedecek ve Osmanlı mirasının etkileyici yansımalarıyla karşılaşacaksınız. Kos gerçekten yalnızca bir tatil yeri değil, aynı zamanda bir tarih ve kültür hazinesi.
Bodrum’a gelirseniz, kalma sürenize bağlı olarak rahatlıkla bir veya birkaç gününüzü Kos’a ayırabilirsiniz.
Başka bir deneyimde görüşmek üzere,
Deneyim Şefi

Bir yorum bırakın